Yunan filozof, yazar ve matematikçi. Düşünce tarihinde, tüm zamanların, kendinden sonraki dönemleri en çok etkileyen isimlerinden biridir ve batı felsefesinin kurucularındandır. Socrates’ın öğrencisi ve Aristo’nun da hocası olan Plato, Socrates’ten miras aldığı “Bilgelerin Yönetimi” düşüncesini sistemleştirmiştir. Plato’un asıl adı olan Aristokles, sıkça kullanılan “Aristokrat” ve “Aristokrasi” kelimelerinin kökenini oluşturmuştur. Geniş omuzları ve atletik yapısı yüzünden Yunanca’da geniş göğüslü anlamına gelen "Plato" lakabı ile tanınmış olan, ancak doğu felsefesine Eflatun adıyla geçen Plato, yaptığı çalışmalarla “Maddesel olmayan, sadece düşünsel boyutta var olan” anlamına gelen “Platonik” deyişiyle ilişkilendirilmektedir. İslam ve Hıristiyan felsefesine etkileri büyük olmuştur. Dünyanın ilk üniversitesi olan “Akademia”nin kurucusudur.
Atina ya da Aegina’da doğduğu tahmin edilen Plato’nun doğum yılı konusunda da kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. Plato’nun M.Ö. 428 ya da 427 yılında dünyaya geldiği kabul edilmekteydi. Diogenes Laertius’a göre, kökenleri, Atina’nın kralları olarak kabul edilen Codrus’a ve Messenia, Melanthus’a dayanmaktaydı. Annesi Perictione’in akrabaları arasında ünlü kanun koyucu ve şair Solon bulunmaktaydı. Ayrıca yazdığı iki diyaloğa isimlerini de verdiği dayıları Charmides ve Critias ise Sparta oligarşisinin yandaşlarından oluşan Thirty Tyrants (Otuz Tiran)arasında yer almaktaydılar. Sparta Oligarşisi, Peloponnesian Savaşı sonunda Atina demokrasisinin çökmesiyle güçlenmiş olduğu için, Plato’nun ailesi o dönemde siyasal gücü ellerinde bulunduruyordu.
Yazar Apuleius’ün belirttiğine göre, çocukluk yıllarında, çalışkan, hızlı düşünen ve alçakgönüllü olarak bilinen Plato, dönemin ünlü öğretmenlerinden gramer, müzik ve jimnastik dersleri almış ve Isthmian oyunlarında güreşmişti. Plato, Socrates öncesi Yunan filozoflarından ve Heraclitus’un müritlerinden Cratylus’u da ilk tanıyanlardan biriydi.
PLATO FELSEFESİNİN TEMELLERİ VE BİLGİ KURAMI
Sofistlerin Yunan toplumu üzerindeki olumsuz etkileriyle savaşmaya çalışmış olan Plato, felsefe kurslarına katılıyordu. Felsefe üzerine düşünmeye “İlk madde”yi ve bilgiyi arayarak başlayan düşünür mutlak ve kesin bir bilginin var olduğu konusunda tümüyle dogmatist bir tavır sergiliyordu. Plato’un ünlü “İdealar Kuramı” çıkış noktasını, onun evreni algılayış biçiminde buluyordu. Özellikle Republic (Cumhuriyet) adlı diyaloğunda yer alan ünlü “Mağara benzetmesi”, Plato felsefesinin temelleri hakkında önemli ipuçları sunuyordu. Felsefe tarihinde oldukça meşhur olan ve insanın yaşam içinde bulunduğu noktayı anlatan bu mağara benzetmesi, Plato tarafından özet olarak şöyle bir dekor içinde aktarılıyordu :
Bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak oturmaya mahkûmdurlar. Başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler. İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin zahirî olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkânsızdır.
Socrates’le yaptığı çalışmalarla düşünce dünyasını geliştiren Plato’un felsefesinde gerçeklik ikiye ayrılıyordu: Dünya hakkındaki kesin olmayan bilgilere beş duyu organı yoluyla ulaşılabildiği “Duyular Dünyası” ve bilgilerin akıl yoluyla elde edilebilir olduğu üzerine temellendirilen “İdealar(Düşünceler) Dünyası”. Düşünüre göre, mutlak ve kesin bir bilgiye erişmek ve bu bilgiyi başkalarına aktarmak durumundaysak eğer, değişen hiçbir zaman tam olarak bilinemeyeceğinden, insan zihninden bağımsız olan, değişmez ve kalıcı varlıklar olmalıydı. Ancak doğadaki her şey “değişken”di ve hiç bir şeyin sonsuza kadar var olmadığı, şeylerin ortaya çıkıp kaybolduğu düşüncesi hâkimdi. Ancak idealar yani düşünceler dünyası duyu organları aracılığıyla algılanamamalarına rağmen mutlak ve değişmez nitelikteydiler. Bir masanın şekli zamanın akışı içinde değişse de, onun 'dikdörtgen' formunda olduğuna dair temel düşünce, değişmeden aynı biçimde kalıyordu. Örneğin, dünyada 1 metre uzunluğu ölçmek için kullanılan milyarlarca 1 metrelik cetveller olmasına rağmen 1 metrelik cetvelin orijinali Paris’teki Luvr müzesinde özel şartlarda koruma altındaydı ve diğerleri ona çok yaklaşık uzunlukta olabileceği gibi mutlak eşitlikleri konusunda bir kesinlik söz konusu değildi. Algılamalardaki yanılsamalara bir örnek de felsefe dünyasında Heraclitus tarafından verildi: “Bir nehrin aynı sularından iki defa asla geçemeyiz, ama biz hep aynı nehri geçtiğimizi zannederiz”
İDEALAR KURAMI
Plato’ya göre idea(düşünce) kavramı, yalnızca nesnelerin düşünsel karşılıkları değildi. Nesnelerin olduğu kadar, somut karşılıkları bulunmayan, “adalet, eşitlik, güzellik” gibi soyut kavramların da, kendi ideaları olduğuna inanıyordu. Ve idealar evreninde, düşünceler, en üstlerinde Plato’un Tanrı ile özdeşleştirdiği “İyi İdeası”nın da bulunduğu bir sıra düzeni içindeydiler. Somut nesnelerin olduğu kadar soyut kavramların da ideaları olduğu düşünülerek, fizikî ve sanal evreni ayrı ayrı incelendiğinde; sanal evrende ki formlar hakkında bilgilerimizin tam ve kesin olduğunu, oysa fizikî evrende bulunan nesneler hakkında ise ancak bir kanı, yaklaşık bir bilgi sahibi olabildiğimiz ortaya çıkıyordu. Çünkü fizikî evrende algılanan hiç bir nesne, zihinde canlandırılanlara tıpa tıp uymuyordu.
Plato, İdealar Kuramı üzerine, mantıktan metafiziğe, matematikten sanata ve teolojiden ideal toplum düzenine uzanan, günlük hayatı tüm boyutlarında anlatan sistemler inşa etti.
PLATO METAFİZİĞİ
Plato felsefesi, akılcılık ve spiritüalizmin temalarından esinlenerek bu iki felsefe akımının bileşimi şeklinde oluşmuştu. Gerçeği araştırmak için Socrates'in soru yanıt yöntemini kullanan düşünür, matematik prensiplere hayran olduğu için tüm diğer konuların da matematik prensiplere dayandırılmasını istiyordu. Matematiği felsefe için bir giriş ve kesinlik ölçüsü olarak gördüğü için, Akademia'nın kapısına "Geometri bilmeyen buradan içeri girmesin" diye yazdırmıştı.
Plato, idealardan meydana gelen ve akıl yoluyla anlaşılabilir dünya ile duyusal dünya arasındaki bu ilişkiyi Parmenides ve Timaeos isimlerindeki diyaloglarında açıklamaya çalışmıştı. Düşünüre göre insan uzun yıllar matematiksel bilimlerle ve diyalektikle uğraştıktan sonra, varlığın ve gerçekliğin kaynağı olan düşüncesini mistik bir tecrübeyle, özel bir sezgiyle tanıyordu. Çünkü bu düşünceler varlığın ötesinde olmasının dışında, insanın kavrayış gücünün sınırlarının da ötesindeydi, mistikti, tanımlanamaz, söze dökülemezdi ve açıklanamazdı, ancak her şeyi açıklayabilirlerdi.
İdealar(düşünceler) değişmez olduklarına göre, herhangi bir şey yapamaz ve dolayısıyla duyusal dünyadaki değişmeyi başlatamaz ya da bu değişmeye neden olamazlardı. Bundan dolayı, Plato'un metafiziğinde, akılla anlaşılabilir dünya ile duyusal dünya arasındaki ilişkiyi sağlayacak, içinde yaşadığımız dünyaya, düşünceler dünyasının belirli yönlerini aktaracak aktif bir güce ihtiyaç duyuluyordu. Çünkü duyusal dünyadaki nesnelerle düşünceler tümüyle ayrı kategoriden varlıklar oldukları için, birbirleriyle kendi başlarına ilişki kuramıyorlardı.
Plato, metafiziğindeki bu aktif dış gücü, düşünceler ve maddeler dünyası arasındaki sınırda duran “Demiurgos” kavramıyla açıklıyordu. Madde tanımlanamıyordu ancak form kazanmaya, şekil almaya uygun bir yapıda olduğu için, Demiurgos ona düşünceler dünyasının özelliklerini akılla anlaşılabilir bir formda yüklüyordu. Kare, üçgen, ağırlık, beyazlık gibi maddenin somut özellikleri, düşüncelerin maddi dünyada ortaya çıkan görüntüleri ve soluk kopyalarıydı. Plato’a göre, maddi dünya sahip olduğu düzen ve belirliliği her şeyden önce düşünceler dünyasına ve bu dünyanın yapısını ve formlarını maddeye aktaran Demiurgos'un faaliyetine borçluydu. İnsanoğlu, Demiurgos tarafından maddeye yerleştirilen fiziksel formlar sayesinde, duyusal dünyada çeşitli zaman ve yerlerde var olan maddeleri saptayabiliyor ve tanımlayabiliyordu.
PLATO’NUN İNSAN FELSEFESİ
Plato Bilgi Kuramı’ndaki akıl yürütmeyle insanların da ikiye ayrılmış yaratıklar olduğunu söylüyordu. Duyular dünyasına bağımlı olan, aynı şekilde tüm duyuların da bağlı olduğu, güvenilmez ve bu dünyadaki tüm diğer şeylerin kaderini paylaşan "Değişen" bir vücut ve ölümsüz olan ruh. Plato’a göre bilgi, ruh için sadece bir “hatırlama”ydı. Bu “doğuştan bilgi” veya “ruhun hatırlayışı” konusu Plato’a göre yaşam öncesi bir hayatın varlığı, dolayısıyla ruhun ölmezliği konusunda önemli bir kanıt oluşturmaktaydı. Plato, aklın yuvası olarak tanımladığı ruhun, düşünceler dünyasına girebildiği ve bir vücuda yerleşmeden önce de düşünceler dünyasında var olduğunu düşünüyordu. Bu anlayış onun düşüncesinin, Orfeuscu ve Pisagorcu köklerinin kesin işareti olarak görülmüştü.
İnsan, duyuları aracılığıyla dünyayla ilgili olarak güvenilmez bilgiler elde etmeye çalışıyor, maddenin peşinden koşarak birtakım fiziksel arzularını gerçekleştirmeye uğraşıyordu. Buna karşın, ruhun ait olduğu düşünceler dünyasına yönelmek, ezeli-ebedi gerçeklikleri bilmek arzusundan kaynaklanıyordu. Plato’a göre ruhun görevi, kendisini duyusal dünyanın sınırlamalarından, bedeninin ve duyusal dünyanın oluşturduğu hapishaneden kurtarmaya çalışması ve gerçek dünyayı bulma amacı taşımasıydı.
Plato'a göre insan vücudu üçe ayrılıyordu: Baş, göğüs ve karın. Bu bölümlerin her biri ruhsal bir erdeme karşılık geliyordu. Başın akla, göğsün isteme, karnın da hazza ya da arzuya karşılık geldiği bu düşüncede, bu üç ruhsal yeti, bir ideale ya da bir değere bağlanıyordu. Aklın bilgeliğe ulaşmaya çalıştığı; isteğin cesaret gösterdiği; arzuların da insanın ölçülü olması için denetlendiği bir değerler sistemiydi bu. Plato’a göre insanın bu üç bölümü bir bütün içerisinde hareket etmeye başladığı zaman uyumlu ya da "bütünlüklü" bir insan yapısı ortaya çıkıyordu.
PLATO’NUN İDEAL DEVLET ANLAYIŞI
Plato, "Devlet" adlı diyaloğunda "İdeal devlet"i anlatmaktaydı. Burada anlatılan devlet "Ütopik" bir devleti betimliyordu. Plato, bu devletin filozoflar tarafından yönetilmesi gerektiğini söyleyerek, insanı bedensel özellikleriyle üçe ayırdığı örneğindeki gibi devleti de vücudun organlarıyla ilişkilendirerek üçe ayırıyordu. Vücudun "baş” kısmına yöneticileri, "göğüs" bölümüne bekçiler ve askerleri ve "karın" kısmına da çiftçileri koyuyordu. Ona göre sağlıklı ve uyumlu bir insan nasıl dengeli ve ılımlı ise, "adil" bir devlet de herkesin bütün içindeki yerini bilmesiyle ortaya çıkıyordu.
Plato'un felsefesinde genel olarak geçerli olan rasyonalizm devlet felsefesinde de yansımasını buluyordu. İyi bir devlet yaratmanın yolu, bu devletin mantıkla yönetilmesinden geçiyordu ve Plato’a göre, başın vücudu yönetmesi gibi toplumu yönetenlerin de filozoflar olması gerekiyordu.
Plato, kadınların da yönetici olabileceklerini söylüyordu. Bunun da nedenini yönetimin akılla gerçekleştirilmesine bağlıyordu. Kadınlar da erkekler gibi aynı mantığa sahip olduklarından, kadınlarını yetiştirmeyen bir devletin yalnızca sağ kolunu çalıştırıp güçlendiren bir insana benzediğini söylemişti.
Plato, aile ve özel mülkiyeti de reddediyor, bunların devleti yönetenler ve koruyanlar tarafından idare edilmesi gerektiğini savunuyordu.
_________________
"İnsan ruhu, şeytanın tanrıyla savaştığı bir savaş alanıdır. "
Dostoyevski